|
09.30-16.30 arası gezilebilir.
Osmanlı döneminde Başkent İstanbul'da olduğu için
Müslüman İran dışında bütün elçilik binaları Pera'da toplanmııştı. Yolumuz
üzerindeki ilki İsveç Konsolosluğu. Bahçesinde Protestan
Rumlar'ın ibadetine açık bir şapel de var. O zaman
cemaatın kilise yapmalarına izin verilmediği için
elçilik bahçesine bu küçük şapelin yapılmasını İsveç
Kralı sağlamıştı. Elçiliğin yanından Galata'ya doğru
inen sokakta Alman Lisesi'ni de geçip sola ve sağa
kıvrılınca kullanılmayan İngilizlere ait Kırım Kilisesi (Crimean
Mcmonal) var. İstanbul'u terkeden İngiliz işgal
kuvvetlerinden kalma dört bayrak bu kilisede duruyor. İstanbul'da
uzak doğulu Hıristiyan cemaat, özellikle de Sri
Lankalılar bu kiliseyi kullanıyorlar. Bahçe içindeki "kutsallığı kaldırılmış" bu kilise ve içindeki
büyük orgu görülmeye değer. İstiklal Caddesi üzerinde
İsveç Konsolosluğu'nun yanındaki blokta Botter Hanı
var. Art Nouveau tarzının iyi örneklerinden olan
apartmanı padişahın terzisi Botter yaptırmış. Cadde
üzerinde simdi ABC Kitapevi'nin bulunduğu dükkanın
yerinde ünlü Lebon pastanesi vardı. Günümüzde Lebon adı,
aynı yerde değil ama Richmond Hotel girişinde eski
tadında yaşatılmaya, daha doğrusu yeniden yaratılmaya
çalışılıyor. İstiklal caddesindeki gezimizi, sağ bloğu
izleyerek devam ediyoruz. Rus Konsolosluğu burada. Bu
arada Rus Konsolosluğu'nu geçip sola Asmalımescit
Sokağı'na yönelirseniz, sokağı sağlı sollu kesen
sokakların düne göre çok farklı bir kimlik kazandığını
görürsünüz. Zevkle dekore edilmiş çok sayıda kafe, bar,
galeri açıldı bu sokaklarda. Karanlık ve kirli görüntü
gitti ve günün her saatinde, özellikle de akşam üzerleri
cıvıl cıvıl bir görünüm aldı. Beyoğlu'nun bugüne ulaşan
en eski meyhanelerinden Refik, son yılların en popüler
eğlence mekanlarından Babylon da bu
bölgede. Ara sokaklardan Tepebaşı'na doğru inip Pera
Palasa da göz atabilirsiniz. İstanbul'un faal olan en
eski otelinin içi de çok değerli eşyalarla dolu. Sanki
bir müze-otel! Bölgede çok sayıda otel var. Burası
tarihte de otellerin ilk yoğunlaştığı yerdi.
Pera Palas'ın tam karşısında İran, biraz ilerde Arjantin
Lokantası, Pera Palas'ın altında ve Yenişehir Palas
Oteli'nin yanında Şarap Evleri, eski TÜYAP Fuar
Merkezi'nin tam karşısındaki 200 yıllık Petits-Champs
Pasajı'nda hizmete giren Nu Pera, ilk göze çarpanlar.
Doğu Akdeniz mutlaklarından lezzetlerin sunulduğu Nu Pera,
sık, rahat ve popüler lokantalardan biri. Caddede eskilerin Markiz Pastanesi uzun yıllar sonra
restore edilerek yeniden hizmete girdi. Üstelik
yanındaki pasaja da adını vererek. Pastane, orijinaline
sadık kalınarak restore edildi. Duvarları süsleyen Art Nouveau tarzı seramik panolar
1905'te Arnoux
tarafından yapılmış, vitraylar ise Mazhar Resmol'ün.
Yandaki pasaj, bölgenin en hatırısayoılır markalarını bir
araya getiren bir alışveriş merkezi oldu. Asma kat ise
cafelere, iddialı lokantalara açıklı. Pahalı ama ilgi
ilgi görüyor. Caddede Rus Konsolosluğu'nu geçip de yola
devam edildiğinde sağda büyük bir bina çıkıyor
karşımıza. Geniş bir kapının ardından aşağıya inen
merdivenler Katolik kilisesine çıkarıyor. Santa Maria
Draperis bir Fransisken Kilisesi olarak a871'de
yapılmış, Santa Maria'nın çevresini kuşatan binanın
köşesinden Postacılar Sokağı'na sapmadan önce Hollanda
Büyükelçiliği'ni görebilir, ardından da sokak içinde
Dutch Chapel'e bakabiliriz. Çok eski bir Protestan
kilisesi olan bu kiliseyi 17. yüzyılda İstanbul
Patrikliği yapmış. Kum Ortodoks Lucaris'in Kalvanizme
şüpheli bir şekilde "ikna edildiği" yer olarak
Hıristiyanlık içi çatışmalar açısından önemli. Osmanlı
başkentinde Lucaris'in Saray'ın "bilgisi dışında"
öldürülmesi pek mümkün bir şey değildi. Az ilerideki
Fransız St. Louis Şapeli en eski Katolik kilisesidir.
Hakkari'den gelen Keldaniler tarafından kullanılıyor.
St. Louis'ten çıkıp köşeyi döndüğümüzde İspanyol
Elçiliği'ni görüyoruz. Elçilikler Osmanlı'nın son
döneminde yapıldılar. Başkent Ankara olunca da
taşınmamak için uzun süre direndiler. Şimdilerde
konsolosluk olarak ya da başka amaçlarla
kullanılıyorlar. Dar yokuştan aşağı yola devam ediyor ve
yüz metre sonra ulaştığımız meydanda bu defa İtalya
Konsolosluğu'nu görüyoruz, binanın biraz ilerisinde
İtalyan Lisesi bulunur, buradan yeni Çarşı Caddesi'ne
çıkıyor ardından da Nuru Ziya Sokak'a giriyoruz. Bu
sokak üzerinde birazdan Fransa Konsolosluğu'nun kapısı
çıkıyor karşımıza. Elçilik başkente taşındıktan sonra
yazlık konut olarak kullanılmaya başlandı. İstiklal
Caddesi'ne dönüp yeniden Galatasaray'a doğru devanı
ettiğimizde İstanbul'un en büyük Katolik kilisesi
(İtalyan) St. Antuan sağımızda bahçe içinde. Noel
ayinlerine Türk aydınlarının özel ilgisi ile ayrıca bir
ünü olan kilisede her pazar ayin izlenebilir. Sol
kaldırımda ise zammında şık mağazaların bulunduğu
Hacopulos Pasajı'nda çok süslü bir Rum Ortodoks kilisesi
olan Panaghia Meryem var. Kilisenin yan tarafında eski
bir Rus lokantası olan Rejans'a girebilirsiniz. Borç
çorbası, kievski, karski, strogonof gibi yemekleri ile
belli bir havayı koruyor. Ama lokantanın çok eski
dönemlerini bilenler eski tadı artık bulamadıklarını
söylüyorlar. Rejans Mustafa Kemal'in de arkadaşları ile
sıkça gittiği bir lokantaydı. Rejans işletmecileri
şimdilerde, yeniden eski havasını yakalayabilmek için
atak hazırlığında. (Diğer Rus lokantası Gümüşsuyu'nda.
askeri hastaneye gelirken solda köşede.) Ekim
Devrimi'nden kaçıp İstanbul'a yerleşen Beyaz Ruslar
İstanbul'un eğlence hayatında uzun yıllar önemli bir yer
tuttular. Galatasaray'a varmadan soldaki son pasajın
içinde bir küçük dükkanı da Türkiye'nin tek denizcilik
kitapçısı olarak meraklılarına duyuralım. Galatasaray'a
ulaştık. Sağda en eski batılı eğitim kurumlarından
(1868'de açıldı) Galatasaray Lisesi, karşısında ünlü
Çiçek Pasajı. Pasaj yazın masaları dışarıya atan
meyhaneleriyle ününü sürdürüyor. Ama çöküp de yeniden
yapılmadan önce çok daha ünlüydü. Pasajın yanındaki
Balık Pazarı (Sahne Sokağı) her zaman en taze ve iyi
sebzenin, meyvenin ve deniz ürünlerinin satıldığı çok
renkli bir çarşı. Soldaki Aynalı Pasaj, bölgenin en
güzel pasajı belki de. Dükkanları
birbirinden ayıran aynalar nedeniyle Aynalı pasaj
denilmiş. Pasajın üst galerisinde nişler üzerine
yerleştirilen heykeller, sütun başlıkları arasında yer
alan üzeri kemerli ikiz pencereler, dış kapılardan
birinin üzerindeki aslan başı kabartmasıyla pasaj,
Pera'ya uygun farklı bir atmosfer yaratıyor. Pasajda
araştırmacı-yazar Ergun Hiçyılmaz'ın sahaf dükkanı var.
Pasajın açıldığı Meşrutiyet Caddesi'ne çıkıldığında,
köşede yeniden açılan bir zamanların ünlü şarapevi Pano
var. Sağa aşağıya yönelirseniz demir kapılarında hac
kabartmaları olan düz cepheli binanın ana kapısından
girip Aya Triada Kilisesi'ne çıkarsınız. Bu kilise Rum
Katolik cemaatınındır. Ortodoks Rumlar'ın yanında
Katolik olanların da varlığını hatırlatıyor bize. Tekrar
Balık Pazarı'na, Sahne Sokağı'na dönüyoruz. Bu sokağın
üzerinde sağda Ermeni Gregoryen Kilisesi var. Güzel bir
iç avlusu olan kilise faal. İçini de gezebilirsiniz.
İstanbul'un aralarında Cumhuriyet'in de bulunduğu bir
çok geleneksel meyhanesi bu çevrededir. Sağa Nev-i Zade
Sokağı'na girdiğimizde, özellikle yaz geceleri sokağı
dolduran masaları, Çingene müzisyenleri, şarkılara
katılan müşterileri ile lam bir cümbüşün içinde buluruz
kendimizi. Sohbet edecekseniz pek uygun değil, ama bu
tür ortamdan hoşlanıyorsanız buyurun aleme! Bu arada
İstiklal Caddesi'nin çevresindeki sokaklarda, binaların
üst katlarına da sayısız bar açıldı son yıllarda. Tünel
ile Tepebaşı arasındaki sokakların giriş katları eski
izbe havasından çıktı, zevkle döşenmiş, farklı damak
tadına hitap eden har ve karelere, el sanattan ve
hediyelikler satan dükkanlara dönüştürüldü.
Bir de yeni düzenlenen Cezayir Sokağı'na bakmak.
Galatasaray Lisesi'nin yanından Tophane'ye inen Yeni
Çarşı Caddesi'nden merdivenlerle girilen Cezayir Sokak
ve Çıkmazı 24 binasıyla bir bütün olarak ele alındı.
1900'lü yılların başında Fransız mimarisiyle yapılan
cumbalı binalar restore edildi, boyandı. Kaleler,
butikler, şarap evleri, barlar yerlerini aldılar.
Beyoğlu'nun küçük Paris'i oldu bu sokak ve sokağa açılan
çıkmaz ve meydancıklar. Projenin Beyoğlu ve Paris
Belediyeleri'nce de desteklendiğini not edelim. Sokakta
zaman zaman temalı etkinlikler de yapılıyor.
Kısacası, bir bütün olarak İstiklal Caddesi çevresi eski
canlılığına, eski havasına hızla dönüyor. İstiklal
Caddesi, her kesime, her zevke, her yaş grubuna uygun
mekanlara kavuşuyor. Anadolu eşrafına hizmet eden
pavyonlar hala var ama sayıları çok azaldı. Popüler olan
mekanlar ise kafeler, barlar, meyhaneler, kitap ve
CD-kaset satan dükkanlar. Beyoğlu'nun eski dev boyutlu
sinema salonları kırpıldı, yeni koltuk, yeni ses
düzeniyle küçük salonlara dönüştürüldü. Onlarca film
aynı anda gösterime giriyor. İstiklal
Caddesi üzerindeki tek cami Ağa Camisi, Karşısındaki Sakız
Ağacı Sokağı'ndaki kilise Ermeni Katolik kilisesidir. Zambak
Sokağı'nın köşesindeki Vosgeperan ise bu cemaatin en çok
kullandığı kilisedir. 19. yüzyıl ortalarında Avrupa ile iş
ilişkileri gelişince Ermeniler arasında Katolik mezhebini
benimseyenler de çoğalmıştı. Meşelik Sokağı'nın köşesinde
hem caddeden, hem de sokaktan girişi olan Türk mutfağının
iyi uygulayıcılarından Hacı Bala bulunuyor. Lokantanın küçük
terası geniş bahçeli Rum Ortodoks Aya Triada Kilisesine
bakıyor ve yaz aylarında İstiklal Caddesinin gürültüsünden
bir kaç adım ötede hoş bir sessizlik sunuyor. Aya Triada,
19. yüzyıl sonlarında yapılmış en büyük ve görkemli
kiliselerinden biri. İzin alıp içini görmeye değer. Sokağın
ilerisinde Rum Zapyon ve Ermeni Eseyan kız liselerini
görüyoruz. |