New Page 1

New Page 1

İSTİKLAL CADDESİ

 

Buradan küçük Tünel Meydanı'na çıkıyoruz. Galata'nın bitip Beyoğlu'nun başladığı yerdeyiz. Bölge bahçelerin, bağların bulunduğu yerdi bir zamanlar. 1871'de üçbinden fazla binanın yandığı çok ağır bir yangın geçirdi. Bu nedenle çok eski yapılar yoktur. Pera'nın asıl önemi Tanzimat Fermanı (1839) ile başlıyor. İki tarihle birlikte Levantenlerin ve batılıların etkisi hızla artıyor. Bu yüzyıl aynı zamanda dünyada da büyük değişimin yaşandığı döneme denk düşüyor.

İstiklal Caddesi, Tünelde Yüksek Kaldırım'ın hemen başında Divan Edebiyatı Müzesi olan Galata Mevlevihanesi ile gezilmeye başlanabilir. İstanbul'da açılan ilk mevlevihane burası. 1491'de, Sultan Beyazıt devrinin Bostancıbaşı ve Beylerbeyi olan İskender Paşa tarafından bir külliye olarak yaptırılmış. Cumhuriyet döneminde Tekke ve Zaviyeler kanunu nedeniyle kapatılmış, sonraları da müzeye dönüştürülmüş. Gösteri amaçlı ayinler ücret ödenerek izlenebiliyor. Semahane'nin bulunduğu ve bir şadırvanın süslediği bahçe oldukça geniş ve iyi düzenlenmiş. Sema salonu çevresinde ve üst kattaki vitrinlerde çeşitli kıyafetler, ayinde kullanılan müzik aletleri, dergahta kullanılmış mutfak eşyaları sergileniyor.

Müzenin adı Divan Edebiyatı ama sergilenen her şey mevlevilik ile ilgili. Müze Salı haricinde her gün

09.30-16.30 arası gezilebilir. Osmanlı döneminde Başkent İstanbul'da olduğu için Müslüman İran dışında bütün elçilik binaları Pera'da toplanmııştı. Yolumuz üzerindeki ilki İsveç Konsolosluğu. Bahçesinde Protestan Rumlar'ın ibadetine açık bir şapel de var. O zaman cemaatın kilise yapmalarına izin verilmediği için elçilik bahçesine bu küçük şapelin yapılmasını İsveç Kralı sağlamıştı. Elçiliğin yanından Galata'ya doğru inen sokakta Alman Lisesi'ni de geçip sola ve sağa kıvrılınca kullanılmayan İngilizlere ait Kırım Kilisesi (Crimean Mcmonal) var. İstanbul'u terkeden İngiliz işgal kuvvetlerinden kalma dört bayrak bu kilisede duruyor. İstanbul'da uzak doğulu Hıristiyan cemaat, özellikle de Sri Lankalılar bu kiliseyi kullanıyorlar. Bahçe içindeki "kutsallığı kaldırılmış" bu kilise ve içindeki büyük orgu görülmeye değer. İstiklal Caddesi üzerinde İsveç Konsolosluğu'nun yanındaki blokta Botter Hanı var. Art Nouveau tarzının iyi örneklerinden olan apartmanı padişahın terzisi Botter yaptırmış. Cadde üzerinde simdi ABC Kitapevi'nin bulunduğu dükkanın yerinde ünlü Lebon pastanesi vardı. Günümüzde Lebon adı, aynı yerde değil ama Richmond Hotel girişinde eski tadında yaşatılmaya, daha doğrusu yeniden yaratılmaya çalışılıyor. İstiklal caddesindeki gezimizi, sağ bloğu izleyerek devam ediyoruz. Rus Konsolosluğu burada. Bu arada Rus Konsolosluğu'nu geçip sola Asmalımescit Sokağı'na yönelirseniz, sokağı sağlı sollu kesen sokakların düne göre çok farklı bir kimlik kazandığını görürsünüz. Zevkle dekore edilmiş çok sayıda kafe, bar, galeri açıldı bu sokaklarda. Karanlık ve kirli görüntü gitti ve günün her saatinde, özellikle de akşam üzerleri cıvıl cıvıl bir görünüm aldı. Beyoğlu'nun bugüne ulaşan en eski meyhanelerinden Refik, son yılların en popüler eğlence mekanlarından Babylon da bu bölgede. Ara sokaklardan Tepebaşı'na doğru inip Pera Palasa da göz atabilirsiniz. İstanbul'un faal olan en eski otelinin içi de çok değerli eşyalarla dolu. Sanki bir müze-otel! Bölgede çok sayıda otel var. Burası tarihte de otellerin ilk yoğunlaştığı yerdi.

Pera Palas'ın tam karşısında İran, biraz ilerde Arjantin Lokantası, Pera Palas'ın altında ve Yenişehir Palas Oteli'nin yanında Şarap Evleri, eski TÜYAP Fuar Merkezi'nin tam karşısındaki 200 yıllık Petits-Champs Pasajı'nda hizmete giren Nu Pera, ilk göze çarpanlar. Doğu Akdeniz mutlaklarından lezzetlerin sunulduğu Nu Pera, sık, rahat ve popüler lokantalardan biri. Caddede eskilerin Markiz Pastanesi uzun yıllar sonra restore edilerek yeniden hizmete girdi. Üstelik yanındaki pasaja da adını vererek. Pastane, orijinaline sadık kalınarak restore edildi. Duvarları süsleyen Art Nouveau tarzı seramik panolar 1905'te Arnoux tarafından yapılmış, vitraylar ise Mazhar Resmol'ün. Yandaki pasaj, bölgenin en hatırısayoılır markalarını bir araya getiren bir alışveriş merkezi oldu. Asma kat ise cafelere, iddialı lokantalara açıklı. Pahalı ama ilgi ilgi görüyor. Caddede Rus Konsolosluğu'nu geçip de yola devam edildiğinde sağda büyük bir bina çıkıyor karşımıza. Geniş bir kapının ardından aşağıya inen merdivenler Katolik kilisesine çıkarıyor. Santa Maria Draperis bir Fransisken Kilisesi olarak a871'de yapılmış, Santa Maria'nın çevresini kuşatan binanın köşesinden Postacılar Sokağı'na sapmadan önce Hollanda Büyükelçiliği'ni görebilir, ardından da sokak içinde Dutch Chapel'e bakabiliriz. Çok eski bir Protestan kilisesi olan bu kiliseyi 17. yüzyılda İstanbul Patrikliği yapmış. Kum Ortodoks Lucaris'in Kalvanizme şüpheli bir şekilde "ikna edildiği" yer olarak Hıristiyanlık içi çatışmalar açısından önemli. Osmanlı başkentinde Lucaris'in Saray'ın "bilgisi dışında" öldürülmesi pek mümkün bir şey değildi. Az ilerideki Fransız St. Louis Şapeli en eski Katolik kilisesidir. Hakkari'den gelen Keldaniler tarafından kullanılıyor.

St. Louis'ten çıkıp köşeyi döndüğümüzde İspanyol Elçiliği'ni görüyoruz. Elçilikler Osmanlı'nın son döneminde yapıldılar. Başkent Ankara olunca da taşınmamak için uzun süre direndiler. Şimdilerde konsolosluk olarak ya da başka amaçlarla kullanılıyorlar. Dar yokuştan aşağı yola devam ediyor ve yüz metre sonra ulaştığımız meydanda bu defa İtalya Konsolosluğu'nu görüyoruz, binanın biraz ilerisinde İtalyan Lisesi bulunur, buradan yeni Çarşı Caddesi'ne çıkıyor ardından da Nuru Ziya Sokak'a giriyoruz. Bu sokak üzerinde birazdan Fransa Konsolosluğu'nun kapısı çıkıyor karşımıza. Elçilik başkente taşındıktan sonra yazlık konut olarak kullanılmaya başlandı. İstiklal Caddesi'ne dönüp yeniden Galatasaray'a doğru devanı ettiğimizde İstanbul'un en büyük Katolik kilisesi (İtalyan) St. Antuan sağımızda bahçe içinde. Noel ayinlerine Türk aydınlarının özel ilgisi ile ayrıca bir ünü olan kilisede her pazar ayin izlenebilir. Sol kaldırımda ise zammında şık mağazaların bulunduğu Hacopulos Pasajı'nda çok süslü bir Rum Ortodoks kilisesi olan Panaghia Meryem var. Kilisenin yan tarafında eski bir Rus lokantası olan Rejans'a girebilirsiniz. Borç çorbası, kievski, karski, strogonof gibi yemekleri ile belli bir havayı koruyor. Ama lokantanın çok eski dönemlerini bilenler eski tadı artık bulamadıklarını söylüyorlar. Rejans Mustafa Kemal'in de arkadaşları ile sıkça gittiği bir lokantaydı. Rejans işletmecileri şimdilerde, yeniden eski havasını yakalayabilmek için atak hazırlığında. (Diğer Rus lokantası Gümüşsuyu'nda. askeri hastaneye gelirken solda köşede.) Ekim Devrimi'nden kaçıp İstanbul'a yerleşen Beyaz Ruslar İstanbul'un eğlence hayatında uzun yıllar önemli bir yer tuttular. Galatasaray'a varmadan soldaki son pasajın içinde bir küçük dükkanı da Türkiye'nin tek denizcilik kitapçısı olarak meraklılarına duyuralım. Galatasaray'a ulaştık. Sağda en eski batılı eğitim kurumlarından (1868'de açıldı) Galatasaray Lisesi, karşısında ünlü Çiçek Pasajı. Pasaj yazın masaları dışarıya atan meyhaneleriyle ününü sürdürüyor. Ama çöküp de yeniden yapılmadan önce çok daha ünlüydü. Pasajın yanındaki Balık Pazarı (Sahne Sokağı) her zaman en taze ve iyi sebzenin, meyvenin ve deniz ürünlerinin satıldığı çok renkli bir çarşı. Soldaki Aynalı Pasaj, bölgenin en güzel pasajı belki de.

Dükkanları birbirinden ayıran aynalar nedeniyle Aynalı pasaj denilmiş. Pasajın üst galerisinde nişler üzerine yerleştirilen heykeller, sütun başlıkları arasında yer alan üzeri kemerli ikiz pencereler, dış kapılardan birinin üzerindeki aslan başı kabartmasıyla pasaj, Pera'ya uygun farklı bir atmosfer yaratıyor. Pasajda araştırmacı-yazar Ergun Hiçyılmaz'ın sahaf dükkanı var. Pasajın açıldığı Meşrutiyet Caddesi'ne çıkıldığında, köşede yeniden açılan bir zamanların ünlü şarapevi Pano var. Sağa aşağıya yönelirseniz demir kapılarında hac kabartmaları olan düz cepheli binanın ana kapısından girip Aya Triada Kilisesi'ne çıkarsınız. Bu kilise Rum Katolik cemaatınındır. Ortodoks Rumlar'ın yanında Katolik olanların da varlığını hatırlatıyor bize. Tekrar Balık Pazarı'na, Sahne Sokağı'na dönüyoruz. Bu sokağın üzerinde sağda Ermeni Gregoryen Kilisesi var. Güzel bir iç avlusu olan kilise faal. İçini de gezebilirsiniz. İstanbul'un aralarında Cumhuriyet'in de bulunduğu bir çok geleneksel meyhanesi bu çevrededir. Sağa Nev-i Zade Sokağı'na girdiğimizde, özellikle yaz geceleri sokağı dolduran masaları, Çingene müzisyenleri, şarkılara katılan müşterileri ile lam bir cümbüşün içinde buluruz kendimizi. Sohbet edecekseniz pek uygun değil, ama bu tür ortamdan hoşlanıyorsanız buyurun aleme! Bu arada İstiklal Caddesi'nin çevresindeki sokaklarda, binaların üst katlarına da sayısız bar açıldı son yıllarda. Tünel ile Tepebaşı arasındaki sokakların giriş katları eski izbe havasından çıktı, zevkle döşenmiş, farklı damak tadına hitap eden har ve karelere, el sanattan ve hediyelikler satan dükkanlara dönüştürüldü.

Bir de yeni düzenlenen Cezayir Sokağı'na bakmak. Galatasaray Lisesi'nin yanından Tophane'ye inen Yeni Çarşı Caddesi'nden merdivenlerle girilen Cezayir Sokak ve Çıkmazı 24 binasıyla bir bütün olarak ele alındı. 1900'lü yılların başında Fransız mimarisiyle yapılan cumbalı binalar restore edildi, boyandı. Kaleler, butikler, şarap evleri, barlar yerlerini aldılar. Beyoğlu'nun küçük Paris'i oldu bu sokak ve sokağa açılan çıkmaz ve meydancıklar. Projenin Beyoğlu ve Paris Belediyeleri'nce de desteklendiğini not edelim. Sokakta zaman zaman temalı etkinlikler de yapılıyor.

Kısacası, bir bütün olarak İstiklal Caddesi çevresi eski canlılığına, eski havasına hızla dönüyor. İstiklal Caddesi, her kesime, her zevke, her yaş grubuna uygun mekanlara kavuşuyor. Anadolu eşrafına hizmet eden pavyonlar hala var ama sayıları çok azaldı. Popüler olan mekanlar ise kafeler, barlar, meyhaneler, kitap ve CD-kaset satan dükkanlar. Beyoğlu'nun eski dev boyutlu sinema salonları kırpıldı, yeni koltuk, yeni ses düzeniyle küçük salonlara dönüştürüldü. Onlarca film aynı anda gösterime giriyor.

İstiklal Caddesi üzerindeki tek cami Ağa Camisi, Karşısındaki Sakız Ağacı Sokağı'ndaki kilise Ermeni Katolik kilisesidir. Zambak Sokağı'nın köşesindeki Vosgeperan ise bu cemaatin en çok kullandığı kilisedir. 19. yüzyıl ortalarında Avrupa ile iş ilişkileri gelişince Ermeniler arasında Katolik mezhebini benimseyenler de çoğalmıştı. Meşelik Sokağı'nın köşesinde hem caddeden, hem de sokaktan girişi olan Türk mutfağının iyi uygulayıcılarından Hacı Bala bulunuyor. Lokantanın küçük terası geniş bahçeli Rum Ortodoks Aya Triada Kilisesine bakıyor ve yaz aylarında İstiklal Caddesinin gürültüsünden bir kaç adım ötede hoş bir sessizlik sunuyor. Aya Triada, 19. yüzyıl sonlarında yapılmış en büyük ve görkemli kiliselerinden biri. İzin alıp içini görmeye değer. Sokağın ilerisinde Rum Zapyon ve Ermeni Eseyan kız liselerini görüyoruz.



New Page 1
 
Yılın 12 ayı hizmet vermekte olan AĞAOĞLU MY RESORT, 205 oda ve 9 toplantı salonu ile sizlere hizmet vermektedir. Odalarda merkezi klima, tv, müzik yayını (tv'den), telefon, minibar, balkon (%90), kasa, halı, küvet, duş, fön, internet bağlantısı (telefon hattından,

 
Kartalkaya DorukKaya Otel, farklı zorluk derecelerinde ve uzunluklarında 8 ski - lift ve 11 kayak pisti, sezon boyunca her cumartesi freestyle gösterileri Tüm odalarda merkezi klima, tv, müzik yayını, telefon, minibar, balkon, kasa, halı, parke royal, junior), küvet, duş, jakuzi (royal, lake, villa,

New Page 1
Paris Fransa'nın başkenti ve Île-de-France bölgesinin merkezidir ve Seine nehri'nin üzerine kurulmuştur. Tüm dünyada anıtları

Londra dünyanın en önemli iş ve finans merkezlerinden biridir. Yaklaşık 8 milyonluk nüfusuyla AB'nin 2. kalabalık kentidir.

Şehir, 2006 sayımına göre 1,3 milyon nüfusa sahiptir. Civarındaki nüfusla bu rakam 2,6 milyona ulaşır. Büyük Münih şehirleşmiş bölgesinde
İstanbul, Türkiye'nin en kalabalık, iktisadi ve kültürel açıdan en önemli şehri. Belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya

Ankara, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti, nüfus bakımından İstanbul'dan sonra ikinci büyük şehri ve dünyadaki 40. büyük şehri.

Türkiye'nin üçüncü büyük metropolü olan fuarlar ve kongreler merkezi İzmir , ticaret ve sanayi ile bütünleşmiş çağdaş bir liman kentidir.

1925 Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun üzerinden çok zaman geçmemiş ve ülke hala yoklukla mücadele içerisinde. Yıllar süren savaşların yaraları sarılmaya çalışılıyor.

1946 yılında Kadıköy - Pendik ve kısa süre sonra İstanbul - İzmit arasında yolcu taşımacılığına başlayan VARAN, bugün ulaştığı hizmet düzeyi ve kullandığı
Web Stats  - Tatil - Oteller - Tatil Köyleri - Pansiyonlar - Site Map - XML